Tarihin Sokaklarında İki Fotoğrafçı

, , Yorum Yazın

Haftalardır fotoğraf makinemi elime alıp şehrin sokaklarında gezmemiştim. Bu cumartesi günü için Kıymetli Yusuf Kadri Şirinkan Hocam’dan birlikte bir fotoğraf gezisi teklifi aldığımda çok sevindim. Sıcak bir dostla birlikte foroğraf çekme fikri üzerimde güçlü bir motivasyon sağlamıştı. Cumartesi için planımızı tarihi Gaziantep Çarşısı’nda bulunan Pürsefa Hanı’nı fotoğraflama üzerine yaptık.

Buluşma saatimiz yaklaşırken bulutlar Gaziantep’in üzerini iyiden iyiye örtmüştü. Işık şartları fotoğraf çekmek için çok da uygun değildi fakat yine de fotoğrafta kısmetimizi arayacaktık. Yusuf Kadri Hocam ile öğle saatlerinde buluştuk ve birlikte, sahip olduğu göz kamaştırıcı tarihi mimari yapılarıyla, günümüzde dahi yüzyıllar öncesinden zamanı yarıp gelen bir atmosfere sahip olan eski çarşıya ulaştık. Pürsefa Hanı çevresindeki yoğunluk nedeniyle aracımızı 1 km kadar öteye, Gaziantep Kalesi eteklerinde bir sokağa park ettik ve hedefimize doğru, tarihi dükkanlarla yerleşik irili ufaklı ticarethanelerden oluşmuş çarşı sokakları boyunca yürümeye başladık. Fakat çevremizi saran tarih dokusu bizi her an cezbediyor ve içimizdeki keşfetme merakı bizi sık sık rotamızdan ayırıyordu. Kendimizi bir anda yolumuz üzerindeki bir başka tarihi yapının içinde; İnceoğlu (Büdeyri-Elbeylioğlu) Hanı’nda buluverdik. Bu tarihi han 1890 yılında inşa edilmiş. İki katlı hanın üst katı yolcuların konaklaması için kullanılmış. İnceoğlu Hanı’nın restorasyonu yeni tamamlanmış, içinde henüz yeni ticarethaneler kurulmamış ve dolayısıyla, Gaziantep’in daha önce restore edilmiş diğer tarihi hanları gibi, günümüzün “modern” dekorasyon anlayışı ile bozulmamış çıplak bir han.

d01

İnceoğlu Hanı’nın, yıpranmış ahşap kapısının üzerinde gördüğümüz, geçip giden zamanın çizdiği kuvvetli detayların oluşturduğu yalın kompozisyonlar parmak uçlarımızı deklanşörlerimizin üzerine götürmeye yetti. Yusuf Kadri Hocam hemen detayları kadrajlamaya başladı. Ben de cesaretimi toplayıp daha önce üzerinde çok az çalıştığım detay/doku fotoğrafları çekmeye başladım. O güzelim kapı kollarını, eski, çok eski elektrik düğmelerini fotoğrafladım. Doku fotoğrafı çekmek ne kadar zevkliymiş meğer, hele bir de modeliniz böylesi zenginse…

d04

Fakat bir sorun vardı, fotoğraflarım “karanlık” çıkıyordu. Yusuf Kadri Hocam ile sorunumu paylaştım, çok pratik bir soru sordu: “hangi modda çekim yapıyorsun?”. O ana kadar diyafram öncelikli çekim yaptığımı sanırken makinemin enstantane öncelikli modda olduğunu fark ettim. Üstelik beyaz dengesi de tugsten modundaydı. Halbuki fotoğraf pratikleri öncesinde, genç arkadaşlarıma ilk şu cümleleri söyleyen bendim: “Her gün, çekime başlamadan önce fotoğraf makinenizin ayarlarını mutlaka kontrol edin; bir gün öncesinden kalan ayarlar o günkü emeklerinizin heba olmasına yol açabilir. Çekim modunu, beyaz dengesini, ISO değerini, netleme seçimini ve diğer ayarları bir gün önceki durumundan, o andaki çekim koşullarınıza göre değiştirin. Aksi takdirde bir çok değerli anı kaybedebilirsiniz”.

d02

Gelgelelim şimdi aynı hatayı ben yapmıştım. Çok şükür ki problemi nisbeten erken fark ettik. Az önce fotoğrafladığım modellerim de yüzyıllardan beri olduğu gibi, yerli yerinde duruyordu. Kimi karelerimi tekrar doğru ayarlarla çektim. Bu da bana ders oldu. Yusuf Kadri Hocam’la birlikte İnceoğlu Hanı’ndaki detay ve dokuları fotoğraflamaya öyle bir dalmıştık ki zamanın nasıl geçtiğini fark edemedik, Pürsefa Hanı’nı unutuverdik. Hemen toparlandık ve menzil-i maksudumuza doğru yürüyüşümüze tekrar başladık. Bir ara çarşı caddesinden ayrıldık ve ara sokaklara girdik. Her bir sokağın köşesinden gördüğümüz yeni manzaralar, zengin mimari güzellikler bizi kendine çekiyordu. Hemen bir durum değerlendirmesi yaptık; bu güzelliklerin bizi yolumuzdan alıkoymaması için daha sonraki haftalarda da buralarda çekim yapmak için gelmek üzere hızla rotamıza döndük.

d05

Yolumuz üzerinde Alaüddevle Camii ve Zincirli Bedesten’e uğrayıp fotoğraf çekmeden edemedik yine de. Pürsefa’ya varmak üzereydik ki karşımızda Tütün Hanı’nı gördük. Hemen içeri girdik. Maalesef mevcut kafeterya ve dükkanların dekorasyonu öylesine “modern”di ki, tarihi doku tamamen bu modern dekorlar ardında kaybolup gitmişti. Kesif nargile dumanı hanın tarihi atmosferini uçurup götürmüştü. Burada vakit kaybetmeden yolumuza devam etmeye başladık. Ancak şimdi de 20 metre ötedeki Kürkçü Hanı yolumuzu kesti! Kürkçü Hanı içindeki dükkanlar henüz günümüz alışkanlıklarıyla dekore edilip faliyete başlamamıştı. Kürkçü Hanı, İnceoğlu Hanı gibi orijinaline yakın haliyle duruyordu. Avludaki sessizlik huzur vericiydi. Dışarı çıktık ve bitişiğindeki Pürsefa Hanı’na ulaştık.

d07

Pürsefa Hanı’nın kapısındaki kitabede, inşa tarihinin 1887 olduğu yazılı. Ancak Pürsefa Hanı, bu tarihten önce 2 defa çıkan yangınlarla tahrip olmuş. İlk inşa tarihinin 400 yıl öncesine uzandığı sanılıyor. Tarih boyunca, konaklama ve sabun imalâthânesi gibi çeşitli amaçlar için kullanılan han, 2008 yılında restore edilmiş. Mamafih, fotoğraf makinelerimiz elimizde, merakla içeri girdiğimizde büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaştık; o güzelim dekoratif taşlarla döşeli avlu, üzerine park etmiş araçların tekerlekleri altında eziliyordu. Avludaki zarif süs havuzu yine arabaların arasında kaybolmuş gitmişti. Hanın avluya bakan tonozları camlı ahşap çerçeveler ile kaplanmıştı ve bunlar yapının derinliğini ortadan kaldırmıştı.

d06

Karşılaştığımız manzaraya üzülürken sol yanımızda Pürsefa Hanı’nın eski, ahşap dev kapısını gördük. Yüzyıllara meydan okuyan bu kapının yüzündeki çizgiler ve desenler fotoğraf için harika detay kompozisyonları oluşturuyordu. Kapının önünde doyasıya detay/doku çalışması yaptık. Han içinde biraz daha gezindikten sonra bulutların arasından zaman zaman kendisini göstermeye başlayan akşam güneşini arkamıza alarak arabamıza doğru yola koyulduk.

d08

Yusuf Kadri Şirinkan Hocam sayesinde güzel bir fotoğraf gezisi gerçekleştirmiş olduk. Ben, makinemin ayarlarını her çekim öncesinde kontrol etmem gerektiğini tekrar hatırlamış oldum. İlk kez üzerinde çalıştığım detay/doku fotoğrafçılığının ne kadar zevkli bir fotoğraf konusu olduğunu öğrendim. Ancak yanımda bir monopod ya da tripod olsaydı sanırım daha kaliteli fotoğraflar çekebilirdim. Gezimizin ardından, Gaziantep’in bu cazip mahallelerinde gelecek haftalarda yapabileceğimiz fotoğraf çalışmaları üzerinde uzun uzadıya konuşarak evmize doğru yolumuza devam ettik.

Yazı ve Fotoğraflar: Haluk Ceylan

 

Yorum Yapın

(*) Gereklidir, ancak e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.